Kaos Derinleşiyor, Devletler Çöküyor, Örgütler Güçleniyor – Doğuş Genç

16.01.2017

1.285 Kişi Okumuş

0 Yorum

Kaos Derinleşiyor, Devletler Çöküyor, Örgütler Güçleniyor

ortadogu-savas

19.yy’da sahip oldukları sömürgelerin tüm kaynaklarını kullanarak zenginleşen Fransa ve İngiltere sermayesi 19.yy’ın sonu ve 20.yy’ın başında çok fazla büyüdü ve boyutu bir ülkenin sınırlarını aşıp kendisine sınır olarak tüm dünyayı belirleyecek noktaya geldi.

 

20.yy’ın başında ise bu güçlerin karşısına Almanya’nın dikilmesiyle beraber paylaşım savaşı kaçınılmaz oldu. Bir yanda Fransa, İngiltere önderliğinde oluşmuş bir emperyalist grup diğer bir yanda Almanya’nın önderliğinde yer alan grup.

Savaşın bizler açısından en önemli sonucu ise şüphesiz Rusya’da çarlığın yıkılıp yerine Sovyetler’in iktidara gelmesi oldu. Lenin’de Fransa, İngiltere ve Rusya arasında imzalanan gizli bir antlaşmayı tüm dünya emekçilerine ve halklarına ifşa etti. Sykes-Picot.

 

Bu antlaşma ile yeryüzünün bu güçler arasında nasıl paylaşıldığı anlatılır. 100. Yılına denk düşen ve Orta Doğu’nun halen savaş coğrafyası olması tartışmaları tekrardan alevlendirdi. 100 yıl sonra bölgede birbiriyle savaşan küresel güçlerden tutun, savaş stratejisine ve bölgedeki müttefiklere kadar birçok şey değişmiş durumda. Ancak emperyalizmin bölgeyi dizayn etme çabası halen devam etmektedir.

 

Gelin bölgede yaşanan gelişmelere bir de bu yönden bakalım.

 

 

Suriye’de (Halep’te) Kuşatma Savaşları

Suriye’de bir sona doğru geliyoruz söylemlerini son dönemde sıklıkla duymaya başladık. Sona doğru yaklaşan değil, sıkışan-düğümlenen, sıkıştıkça hamle yapan bir Ortadoğu ile karşı karşıyayız.

Rusya’ nın Suriye öznelinde, Ortadoğu’da ki savaşa pratik anlamda daha fazla girmesiyle, eksenlerin belirginleştiğini görmek gerekir.

Bir tarafta Türkiye ve Suudi Arabistan diğer tarafta İran, Irak ve Suriye. İran sessizliğini koruyor ancak gelişmelere göre müdahalesi her an olabilir.

ABD ve Rusya ise küresel rekabette kendilerine alan yaratma peşindeler.

 

Halep-Rakka denklemi Suriye’nin geleceğini etkileyen önemli bir faktör olarak ön plana çıkıyor.

Rusya’nın Suriye savaşına müdahalesi ve özellikle Halep’in bütünüyle kontrol altına alınmasına giden yol ile dengeler hızla değişti.

Suriye’de ateşkesin çökmesinin ardından, Rusya Hava Kuvvetleri’nin desteğinde Halep’te ilerlemeler kaydeden Suriye Ordusu, Halep’in uzun zamandır cihatçı çetelerin işgali altında olan bölümünü ele geçirdi.

 

İran ve Hizbullah’ın askeri güçlerinin karadan, Rusya’nın havadan Halep’i tam bir kuşatmaya alarak, bölgedeki radikal İslamcı hareketleri etkisiz bırakması, savaşın dengesini önemli oranda değiştirmiş gibi görünüyor. Bunu nedeni ise ESAD-İRAN-HİZBULLAH hattı Halep’in alınmasını: muhaliflerin moral ve motivasyonlarını bitirmek ve ekonomik, siyasal ve toplumsal açıdan ciddi bir kazanım olarak yorumluyorlar.

 

ABD ve Rusya arasındaki rekabetin merkezinde bu iki alan ön plana çıkıyor. Stratejik önemi olan  Halep, Ortadoğu savaşının ve öznelinde Suriye savaşının geleceği için bütünsel bir anlam taşımaktadır.

ABD Halep’ten vazgeçti mi?

Suriye Ordusu’nun Halep’te çok hızlı ilerlemesi ve siyasal çözüme giden süreçte; Rusya-İran’ın buradan doğru ise Esad’ın elinin güçlenmesi,  ABD’ nin masayı dağıtıp Deyr-Zor’u vurmasına neden oldu. Deyr-Zor da yaşanan gerilim ABD’nin farklı yerde ve doğrudan müdahalelerinin olduğunu gösteriyor.

Halep’in kurtarılmasıyla birlikte, ABD-Rusya ilişkisi sarsılıyor ABD bu durumu Musul operasyonuyla tamamlamaya ve Rakka operasyonunu hızlandırmaya çalışıyor.

 

 

 

 Türkiye’yi Bekleyen Asıl Tehlike

Türkiye’de ve Türkiyeli Cihadizm tehlikesi savaşın sınırlarının ortadan kalktığı bir dönemde güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Suriye’nin birçok bölgesinde olumlu sonuçlanan ordu operasyonları sonrası geri çekilmeyi kabul eden cihatçılar, Şam yönetimiyle yapılan anlaşma doğrultusunda İdlip’e çekilmeyi kabul ediyor. Hatay sınırındaki İdlip, El Nusra öncülüğünde kurulan “Fetih Ordusu” adlı cihatçıların kontrolünde. Bu bölge 1,5 yıldır binlerce cihatçının bulunduğu bir alan.

Bunun dışında Fırat Kalkanı kapsamında TSK ve AKP-MİT güdümündeki cihatçı grupların işgali altındaki Azez-Cerablus hattı, Kilis ve Antep’in karşısında denk düşüyor.

Halep’te başarı kazanan Suriye ordusu ve müttefiklerinin, bu başarıyı sadece Halep başarısı olarak değil, cihatçılar açısından sonun başlangıcı olarak görmesi yeni hamlelere neden olacaktır.

Ordu Halep üzerinden kazandığı motivasyonla Suriye’nin kuzey-batı ve batısına(Cihatçıların yoğun olarak bulunduğu bölgeler) yeni başarılar için hamle yapacaktır.

İdlip ise daha önceden cihatçıların bulunduğu ve ‘’ulusal uzlaşma’’ ile tahliye edilen cihatçıların biriktiği bir bölge olarak ordunun hedefleri arasında yer almaktadır. Bu alana yönelik cihatçı kuşatmayı kırmak için harekete geçebilirler.

Bu durumda Hatay-Kilis-Antep hattında cihatçı yığılması sonucuyla karşılaşabiliriz.

 

 

 

 

 MUSUL=  Sürekli Yeniden Kaos

IŞİD’in Haziran 2014’ten bu yana kontrolü altında tuttuğu Irak’ın Musul kentinin geri alınması için operasyon başladı. Operasyonun bel kemiğini Irak ordusu, Haşd el-Şaabi (Gönüllü Halk Güçleri) ve Peşmerge güçleri oluşturuyor.

Bunlarla birlikte TSK’nın eğittiği “Ninova Muhafızları ve Haşd el Vatani”, Sünni aşiretlerin oluşturduğu ve Irak Ordusu ile hareket eden Haşd el Aşairi ve Musullu Hristiyanların kurduğu birlikler bu operasyona katılıyor.

 

Operasyonun hedefi Musul şehir merkezini ele geçirmek fakat Musul’a giden 3 ana yoldan Irak ordusu güneyden, TSK’nın kuzey bölgesi olan  Başika’dan ve doğu bölgesinden geçilmesi; buradaki merkezlerin ele geçirip Musul merkeze ulaşılması söz konusu.

Operasyonu baslatan koalisyon guclerinin sehir merkezine uzakliklari 25 km fakat hala bu yolu kat edemediler. Operasyon basladigindan beri musula girmeye calisan gucler musula hala giremedi ve görünen, operasyonun istediği hızda gitmediğidir.

 

Operasyonun başarılı geçmesi durumunda;  Musul’un Irak ordusu ve Haşd El Şabi birliklerince IŞİD’ten alınması; IŞİD in Suriye’ye geçmesine ve savaşın cihatçılar tarafından olumsuz bir sürece girmesinden kaynaklı burada barındırılmayacağı için Türkiye sınırına doğru ilerlemesine neden olacaktır.

 

ABD ve İran’ın Hesapları

ABD ve İran operasyon aracılığıyla bölge politikalarını uygulamaya yönelmiş durumdalar. ABD Musul üzerinden bölgedeki müttefiklerinde kendi hegemonyasını devam ettirmek istiyor.

 

Irak ordusunun ABD öncülüğünde ki koalisyon desteği ile Musul’u IŞİD’den geri alması; ABD’ye Irak sahasında elinden giderek kayan kontrolü yeniden ele alabilme şansı veriyor.

Bu durum IŞİD’in Irak’ta toprak kontrol eden bir güç olarak varlığının son bulması ve tek bir devlette hâkimiyet durumundan bölgeye küçük oranlarda yayılan güç olması anlamına geliyor.

 

Kaos ortamının yaratılmasında aktif rol oynayan TC/AKP müdahaleyi ne BM’nin talebi ne de  Irak ve Suriye Devletlerinin talebi ile gerçekleştirmemiştir bu durum  Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri konumunu uluslararası hukuk bakımından “işgalci” olarak tanımlanmaktadır.

 

 

 

Suudiler/Körfez Ülkeleri ve Yemen Savaşı

Her ne kadar Suriye ön planda olsa da, Yemen giderek bölgesel çatışmaların yaşandığı önemli bir alan olarak öne çıkıyor ve Ortadoğu’da bulunan bütün güçleri daha da çok etkileyen bir sürece eviriliyor. İran’ın artan etkinliğine karşı, arka bahçesi olarak gördüğü Yemen’i kaybetmemek isteyen Suudiler içinden çıkamadıkları Yemen savaşını giderek daha derinleştiriyor.

 

Büyük çapta maddi, silah ve insani kaybı olan savaşı, Suudi Arabistan tek başına sürdürmüyordu.  Savaşın içinde: Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Fas, Kuveyt, Mısır, Sudan ve Ürdün belli oranlarda yer alıyordu.

Bu ülkeler ordu güçlerini ve uçaklarını savaşa destek vermek için Suudi Arabistan’a  göndermek zorunda kaldılar. Buna göre BAE 30, Kuveyt ile Bahreyn 15, Katar 10, Ürdün ile Fas 6 uçak gönderirken Mısır  16 uçağa ilaveten  4 savaş gemisi ile deniz fırkateyni*  gönderdi. Sudan ise, Suudi Arabistan’ın Yemen’e saldırısına destek vermek için 6 bin asker ve 3 savaş uçağı yolladı.

 

Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı düzenlediği ölümcül saldırıları, başta Suudi Arabistan olmak üzere, müttefikleri Arap ve Körfez ülkeleri için büyük oranda asker, silah ve askeri teçhizat kaybına yol açtı ve savaş, Suudiler’ den maddi destek almaya gözünü diken tüm müttefik ülkeler için felaket ile sonuçlandı.

 

Bu nedenle Suudi Krallığından para almak bir yana dursun, ekonomileri büyük hasara uğrayan Körfez – Arap ülkeleri, bu yıkıcı savaştan kaçmak için mümkün olan her yolu deniyor.

 

Suudi Arabistan Rejimi; ekonomik krizler, Yemen’deki savaşın uzaması ve  Ensarullah-Halk Komitelerinin direnişi nedeniyle istemese de siyasi çözüme oturmak zorunda kalıyor.

Yemen’de gerçeklesen direniş ise Suudilerin  saldırılarına karşı  savunma durumundan çıkıldığını ve fiili olarak harekete geçip saldırı pozisyonunda konumlandıklarını gösteriyor.

Diğer yandan Yemen ordusu-Ensarullah güçleri Yemen sınırında ki Suudi bölgeleri Nicran ve Hizan’da ilerlemeye devam ederek savaşın alanını Kuzey Yemen’den Suudi Arabistan’ın güneyine doğru çekmiş bulunmakta.

 

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz