Bizim Madonna Olmuş Sana Madonna Louise Ciccone – Zeynep Deniz

18.10.2016

203 Kişi Okumuş

0 Yorum

Bundan seksen seksen beş yıl önce yaşayan bir sanatçı vardı. Her eserinde insanların ne kadar çirkef yaratıklar olduklarını dile getirir, zavallılıklarından yakınırdı. Ve hatta 1931′ de Atsız Mecmua da yayınladığı Rüzgâr adlı şiirinde ” İnsan olmak dokunuyor haysiyetime” diyerek kendini de, görüşlerini de çok net bir şekilde önümüze serer.

Bu anlatı ustası birçok eser vermiştir. Bir kaçına yer vereceğiz: Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler diye yazılarının toplandığı bir kitaptır. Ayrıca Marko Paşa Aziz Nesin ile çıkardığı bir mecmuanın ismidir. Çakıcının İlk Kurşunu, Yeni Dünya, Sırça Köşk, Kağnı/Ses/Esirler, Değirmen adında öykü kitapları vardır. Canım Aliye Ruhum Filiz adında eşi ve kızına yazdığı mektupların toplandığı bir kitabı vardır. Ve üç tane de romanı vardır. İlk yayımladığı romanı Kuyucaklı Yusuf’ dur. Burada Yusuf adında bir gencin mücadelesi anlatılır. İkici romanı İçimizdeki Şeytan adında Ömer’ in nefis mücadelesini anlatan muhteşem bir eserdir. Son olarak da 1940 senesinde ilk ismi Lüzumsuz Adam olan daha sonra Kürk Mantolu Madonna olarak değiştirilen Hakikat gazetesinde tefrika edilmeye başlayan (18 Aralık) ve 1943′ de çıkan kitabıdır. Onun adına yıllardır yazılar yazıldı şu an olduğu gibi de yazılmaya devam edecek. Biz eserlerinden bu kadarına yer verebildik.

Bence artık bu anlatı ustasının kim olduğu anlaşılmıştır. SABAHATTİN ALİ.

Aslında Kürk Mantolu Madonna hakkında biraz daha konuşmalıyız. Raif Efendi adında hayattan tüm umudunu kesen bir adamı anlatıyor. Maria Puder adındaki kadına olan aşkını ve yaşamımızda ki sevginin hayatlarımızda nasıl vücut bulduğunu eleştiren bir kitaptır. Salt böyle mi? Tabi ki de değil. Ben kitabın bir bölümünü ve aslında söylenmesi gereken şeyleri paylaşmak istiyorum. Kürk Mantolu Madonna ‘ da diyor ki :

“Eğleniyorlardı. Yaşıyorlardı. Ve ben, kafamın içine ve yalnız kendi ruhuma kapanmakla onların üstünde değil, altında bulunduğumu anlıyordum. Şimdiye kadar zannettiğim gibi, kitleden ayrılmanın bir hususiyet, bir fazlalık değil, bir sakatlık demek olduğunu hissediyordum. Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu? Şu ağaçlar, onların dallarını ve eteklerini örten karlar, şu ahşap bina, şu gramofon, şu göl ve üzerindeki buz tabakası ve nihayet bu çeşit çeşit insanlar hayatın kendilerine verdiği bir işi yapmakla meşguldüler. Her hareketlerinin bir manası vardı, ilk bakışta göze görünmeyen manası. Ben ise, dingilden fırlayarak, boşta yuvarlanan bir araba tekerleği gibi sallanıyor ve bu halimden kendime imtiyazlar çıkarmaya çalışıyordum. Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu…

” Bugün TV8’ de sunulan Aramızda Kalmasın programında Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sını dünyaca tanınmış Madonna sandılar! İşin dedikodu kısmıyla ilgilenmiyorum. Ama bu rezillik ve yapılacak olan birçok rezilliklerinin ne haddi ne hesabı ne de bir ört pas edilebilecek yanı var.

Bundan yetmiş altı yıl önce bu kitap yayımlandığında Sabahattin Ali zaten demesi gereken her şeyi demişti. Gerçekten haklı değil miydi Sabahattin Ali kitaplarındaki her karakterini insanlardan ve gerçek hayattan soyutlamakta. Haklı değil miydi her karakteri kafasının içine hapsetmekte.

O insanları o koltuklara oturtanlar da, o koltuklara oturanlarda gerçek hayata dair bir nebze bilgileri yok! Onlar ki insanların sadece kendilerine itaat etmeye zorlayan yobaz kafalı zihniyetlerdir. Onlar ki sadece burjuva kültürünün yaymaya çalıştığı insanların kafalarını boşaltmaya yönelik olan magazin yapmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Bugün bize bunu bir kez daha çok net gösterdiler. Funda Öz Kalyoncuoğlu siz dedikodu yapmaya devam edin. Kimin eli kimin cebinde diye tartışın ama sakın ola edebiyata bulaşmayın! Yoksa bugün olduğu gibi rezil olduğunuzla kalırsınız.

Bir de yeri gelmişken şunu da söyleyelim: Sabahattin Ali hayatını sefalet içinde, borçlar içinde cezaevinde ve sonunda da devlet tarafından katledilerek sürmüştür. Onun eserleri üzerinden milyonlar götürecek olan insanları da YUHLUYORUZ! Yazık!…

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz